Nedir benim bu dil merağım?
Merhabalar, ben Elif.
Birçok insan inanmasa da 22 yaşındayım. Şu an Marmara Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği bölümünde okuyorum. Benimle biraz konuştuktan ya da beni biraz stalkladıktan sonra her insanın merak ettiği şey kaç dil bildiğimden sonra bu dilleri nasıl öğrendiğim ve bu dil öğrenme arzumun nasıl ortaya çıktığı. Ben de ilk blog olarak bundan bahsetmenin güzel olacağını düşündüm.
Yabancı olana hep bir ilgim vardı diyebilirim. Mesela küçükken dublaj filmlerde yabancı insanların sırf filmler Türkiye'de yayınlansın diye Türkçe öğrendiğini düşünürdüm ve bu bana büyüleyici gelirdi. Vaay be bizim ülkemizde yayınlansın diye Türkçe konuşuyorlar ne kadar büyük ülkeyiz diye düşünmezdim de, oyunculukları başka ülkelerde de gösterilsin diye başka ülkelerin dilini öğrenen insanlar nasıl da harikalar diye düşünürdüm. Sonra oyuncuların dudak hareketlerini incelememle yaşım 6'ya varmadan dublaj gerçeğiyle tanıştım, hoş değildi benim için. Gerçi bunun yabancı olana ilgimle alakasının ne olduğunu bilmiyorum. Ama babam bana ilk İngilizce denen şeyden bahsedince çok mutlu olduğumu hatta "hello how are you" gibi birkaç İngilizce kelime öğrettiğinde babama nasıl hayran olduğumu anlatamam size. Babam da bilmiyordur bunu büyük olasılıkla. Şimdi de babama hayranım ve onunla gurur duyuyorum ama o ilk an çok başkaydı tabii. :) Yıllar geçtikçe yabancı dil bilgim daha da arttı. Mesela Fransa'dan haberim oldu. Fransızca da var demek. Japonlar Japonca konuşuyormuş inanmıyorum! Hâl böyle olunca dualarım da bir hayli acayipti. Mesela "Allah'ım nolur uyanınca anadilim gibi İngilizce ve Japonca konuşabileyim" diye dualar eder, heyecanla uyur, uyandığımda ise büyük bir hayal kırıklığı yaşardım. Bir yandan da annem babam İngilizce Fransızca bilmiyor, nasıl olacak bu diye düşünürdüm ama bir kere öğrettiler bana Türkçeyi ikincisini de öğretirler diye geçiştirirdim. Gel zaman git zaman 4. sınıfa gelip ilk İngilizce dersimi almaya başladığımda tam bir fiyaskoydu. Hiçbir şey anlamaz, doğru düzgün dinlemezdim hocaları. İngilizce uğruna o kadar dualar eden kız yok olmuştu adeta. 7. ya da 8. sınıf olması lazım, normalde lise öğretmeni olan bir İngilizce hocası bizim okula gelmişti. Kadının adını şu an maalesef hatırlamıyorum. O kadın öyle güzel anlattı ki İngilizceyi. Ondan sonra hiçbir İngilizce hocamı dinlemedim ama şu an C1 seviyesinde İngilizcem var. Kadının yaptığı neydi derseniz özne+to be+Ving=şimdiki zaman konuları bu şekilde anlatmaktı. (Hâlâ dil çalışırken böyle yapıyorum.) O kadınla edindiğim dil bilgisi sayesinde 8. sınıfta arkadaşlarımın İngilizce çeviri ödevlerini makul bir meblağ karşılığında yaparak İngilizce temelimi güzel oturtmuştum. Ve evet 8. sınıf başkalarının ödevlerini yapıp para kazandığım ama kendi ödevimlerimi yapmaya vaktimin kalmadığı zamanlardı. Bu sayede SBS'ye de güzel çalışmış oldum. Bir de o aralar İtalyanlara oluşan ilgim beni İtalyancaya başlamaya yöneltmişti. Çevremdekilerin önce İngilizceyi hallet dırdırları yüzünden lisenin başlarında bu sevdama son vermiştim. Lise 3te BBM'de Mısırlılarla bayağı bir İngilizce pratik yapıp lise sonda izlediğim diziler okumaya çalıştığım kitaplarla İngilizcemi bayağı geliştirmiştim. Lise sonda Koreceye başlayacağım ben dedim ve alfabeden başladım. Alfabeyi en yakın arkadaşımla birkaç saat içinde öğrenip bunu edebiyat ve dilbilgisi sınavlarında kopya çekmek için kullandık. Koreceye ciddi ciddi başlangıç yapmam Ağustos ayını buldu. Köye gitmeden önce bilgisayara koreanwikiproject'teki ttmik derslerinin Türkçe bölümlerini indirerek başladım. Köyde vakit buldukça bunlara çalışıp fırsat buldukça konuşmaya çalıştım. Döndükten sonra talktomeinkorean.com üzerinden çalışmaya devam ettim. (wikiprojectte bu derslerin başka dillere çevirileri bulunuyor. ama bu sitede ses kayıtları da olduğu ve HyunWoo hocanın sesine bayıldığım için buradan devam ettim ben.) 3 ay sonra Facebook üzerinden Korelilerle konuşmaya başlamıştım. 6.ayda İngilizce dahi bilmeyen bir Koreliyle ilk telefon konuşmamı yapmıştım. Konuşmanın büyük bir bölümü "Ne diyorsun anlamıyorum, buna Korece cevap vermek çok zor" demekle geçmiş olsada benim için büyük bir adımdı. Sonrasında 9.ay geldiğinde yolda iki Koreli gördüm. Dönercide döner yiyorlardı. Koreli mi diye emin olmak için dönerciye su almaya girdim. (tam karşıda büfe vardı) Onlara Korece selam vermemle koyu bir sohbet başladı. O günü hatırladığımda hâlâ aynı heyecanı hissediyorum. Heyecan ve mutluluk karışımı bir his ayaklarımı titretmişti. Sonrasında Japoncaya başlamaya çalıştım. Ama o sıralarda İngiltere vizemin red yemesi beni bayağı bir depresyona soktu. Hatta okulumu değişip sonraki 3 sene hiçbir şey çalışmadım. Yeni yeni tekrar çalışmaya başlıyorum. Okul değişimi de ben gidip İstanbul'da okuyacağım dedim ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden (bölümümden aşırı nefret ediyordum) Marmara Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği bölümüne geldim. Buraya gelmeme izin verdiği için aileme ne kadar teşekkür etsem azdır :)) Şimdi yeniden eskisi gibi bir düzen oturtup çalışmaya çabalıyorum. Şu an İngilizce ve Koreceye hakim olmakla birlikte okulda Fransızca kendi kendime ise Japonca ve İsveççe öğreniyorum. Yarın başka hangi dilleri öğrenmeye başlarım bilmiyorum. Dillere nasıl çalıştığım konusuna girecek olursam bu blog bitmeyecek. Onu birkaç güne yazarım. Bunu okuyan herkese vakit ayırdığı için çok teşekkür ederim :))
Birçok insan inanmasa da 22 yaşındayım. Şu an Marmara Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği bölümünde okuyorum. Benimle biraz konuştuktan ya da beni biraz stalkladıktan sonra her insanın merak ettiği şey kaç dil bildiğimden sonra bu dilleri nasıl öğrendiğim ve bu dil öğrenme arzumun nasıl ortaya çıktığı. Ben de ilk blog olarak bundan bahsetmenin güzel olacağını düşündüm.
Yabancı olana hep bir ilgim vardı diyebilirim. Mesela küçükken dublaj filmlerde yabancı insanların sırf filmler Türkiye'de yayınlansın diye Türkçe öğrendiğini düşünürdüm ve bu bana büyüleyici gelirdi. Vaay be bizim ülkemizde yayınlansın diye Türkçe konuşuyorlar ne kadar büyük ülkeyiz diye düşünmezdim de, oyunculukları başka ülkelerde de gösterilsin diye başka ülkelerin dilini öğrenen insanlar nasıl da harikalar diye düşünürdüm. Sonra oyuncuların dudak hareketlerini incelememle yaşım 6'ya varmadan dublaj gerçeğiyle tanıştım, hoş değildi benim için. Gerçi bunun yabancı olana ilgimle alakasının ne olduğunu bilmiyorum. Ama babam bana ilk İngilizce denen şeyden bahsedince çok mutlu olduğumu hatta "hello how are you" gibi birkaç İngilizce kelime öğrettiğinde babama nasıl hayran olduğumu anlatamam size. Babam da bilmiyordur bunu büyük olasılıkla. Şimdi de babama hayranım ve onunla gurur duyuyorum ama o ilk an çok başkaydı tabii. :) Yıllar geçtikçe yabancı dil bilgim daha da arttı. Mesela Fransa'dan haberim oldu. Fransızca da var demek. Japonlar Japonca konuşuyormuş inanmıyorum! Hâl böyle olunca dualarım da bir hayli acayipti. Mesela "Allah'ım nolur uyanınca anadilim gibi İngilizce ve Japonca konuşabileyim" diye dualar eder, heyecanla uyur, uyandığımda ise büyük bir hayal kırıklığı yaşardım. Bir yandan da annem babam İngilizce Fransızca bilmiyor, nasıl olacak bu diye düşünürdüm ama bir kere öğrettiler bana Türkçeyi ikincisini de öğretirler diye geçiştirirdim. Gel zaman git zaman 4. sınıfa gelip ilk İngilizce dersimi almaya başladığımda tam bir fiyaskoydu. Hiçbir şey anlamaz, doğru düzgün dinlemezdim hocaları. İngilizce uğruna o kadar dualar eden kız yok olmuştu adeta. 7. ya da 8. sınıf olması lazım, normalde lise öğretmeni olan bir İngilizce hocası bizim okula gelmişti. Kadının adını şu an maalesef hatırlamıyorum. O kadın öyle güzel anlattı ki İngilizceyi. Ondan sonra hiçbir İngilizce hocamı dinlemedim ama şu an C1 seviyesinde İngilizcem var. Kadının yaptığı neydi derseniz özne+to be+Ving=şimdiki zaman konuları bu şekilde anlatmaktı. (Hâlâ dil çalışırken böyle yapıyorum.) O kadınla edindiğim dil bilgisi sayesinde 8. sınıfta arkadaşlarımın İngilizce çeviri ödevlerini makul bir meblağ karşılığında yaparak İngilizce temelimi güzel oturtmuştum. Ve evet 8. sınıf başkalarının ödevlerini yapıp para kazandığım ama kendi ödevimlerimi yapmaya vaktimin kalmadığı zamanlardı. Bu sayede SBS'ye de güzel çalışmış oldum. Bir de o aralar İtalyanlara oluşan ilgim beni İtalyancaya başlamaya yöneltmişti. Çevremdekilerin önce İngilizceyi hallet dırdırları yüzünden lisenin başlarında bu sevdama son vermiştim. Lise 3te BBM'de Mısırlılarla bayağı bir İngilizce pratik yapıp lise sonda izlediğim diziler okumaya çalıştığım kitaplarla İngilizcemi bayağı geliştirmiştim. Lise sonda Koreceye başlayacağım ben dedim ve alfabeden başladım. Alfabeyi en yakın arkadaşımla birkaç saat içinde öğrenip bunu edebiyat ve dilbilgisi sınavlarında kopya çekmek için kullandık. Koreceye ciddi ciddi başlangıç yapmam Ağustos ayını buldu. Köye gitmeden önce bilgisayara koreanwikiproject'teki ttmik derslerinin Türkçe bölümlerini indirerek başladım. Köyde vakit buldukça bunlara çalışıp fırsat buldukça konuşmaya çalıştım. Döndükten sonra talktomeinkorean.com üzerinden çalışmaya devam ettim. (wikiprojectte bu derslerin başka dillere çevirileri bulunuyor. ama bu sitede ses kayıtları da olduğu ve HyunWoo hocanın sesine bayıldığım için buradan devam ettim ben.) 3 ay sonra Facebook üzerinden Korelilerle konuşmaya başlamıştım. 6.ayda İngilizce dahi bilmeyen bir Koreliyle ilk telefon konuşmamı yapmıştım. Konuşmanın büyük bir bölümü "Ne diyorsun anlamıyorum, buna Korece cevap vermek çok zor" demekle geçmiş olsada benim için büyük bir adımdı. Sonrasında 9.ay geldiğinde yolda iki Koreli gördüm. Dönercide döner yiyorlardı. Koreli mi diye emin olmak için dönerciye su almaya girdim. (tam karşıda büfe vardı) Onlara Korece selam vermemle koyu bir sohbet başladı. O günü hatırladığımda hâlâ aynı heyecanı hissediyorum. Heyecan ve mutluluk karışımı bir his ayaklarımı titretmişti. Sonrasında Japoncaya başlamaya çalıştım. Ama o sıralarda İngiltere vizemin red yemesi beni bayağı bir depresyona soktu. Hatta okulumu değişip sonraki 3 sene hiçbir şey çalışmadım. Yeni yeni tekrar çalışmaya başlıyorum. Okul değişimi de ben gidip İstanbul'da okuyacağım dedim ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden (bölümümden aşırı nefret ediyordum) Marmara Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği bölümüne geldim. Buraya gelmeme izin verdiği için aileme ne kadar teşekkür etsem azdır :)) Şimdi yeniden eskisi gibi bir düzen oturtup çalışmaya çabalıyorum. Şu an İngilizce ve Koreceye hakim olmakla birlikte okulda Fransızca kendi kendime ise Japonca ve İsveççe öğreniyorum. Yarın başka hangi dilleri öğrenmeye başlarım bilmiyorum. Dillere nasıl çalıştığım konusuna girecek olursam bu blog bitmeyecek. Onu birkaç güne yazarım. Bunu okuyan herkese vakit ayırdığı için çok teşekkür ederim :))
Yorumlar
Yorum Gönder